Books by Hatice Ugur

Doğu Afrika'da İslam ve Çağdaş Güncel Müslüman Düşüncesi, 2023
Doğu Afrika; Afrika Boynuzu denen Etiyopya, Somali, Eritre ve Cibuti'yi;
biraz daha güneyde Ugand... more Doğu Afrika; Afrika Boynuzu denen Etiyopya, Somali, Eritre ve Cibuti'yi;
biraz daha güneyde Uganda, Kenya, Tanzanya'nın da içinde olduğu Büyük
Göller bölgesini; iç kesimlerde Kongo, Ruanda, Burundi, Zambia ve
Malaviyi; Hint Okyanusu'nda ise Madagaskar, Moritus, Komor, Lamu,
Mombasa, Pemba, Zanzibar, Kilve, Pate ve Mafia gibi irili ufaklı adaları
içine alan oldukça geniş bir coğrafi bölgenin adıdır. Yüzyıllardır bu
bölgelerde yaşayan Afro-Asya kökenli, çoğu kıyıdaki şehir devletlerinde
yaşayan -bu anlamda şehirli- ancak iç kısımlarla da çeşitli sebeplerden
bağlantıları olan, genellikle tarım, ticaret ve balıkçılıkla uğraşan halklara
da Sevahili denmektedir. Tarihsel olarak ise, coğrafya ve tarihin el birliğiyle
ürettikleri en önemli İslam medeniyetlerinden biri olan Sevahili
Medeniyeti'ne ev sahipliği yapan bir bölgedir. Doğu Afrika genelinde elli
milyondan fazla insanın konuştuğu, Arapça ve Farsçadan ödünç kelimeleri
olan ve Arapçadan sonra Afrika'da en çok konuşulan dil olan Sevahilicenin
anavatanıdır. Zaten Sevahilı kelimesinin kökeni Arapça "kıyı"
anlamına gelen sahilin çoğulu Sevahil kelimesinden türemiştir (Uğur, 2009, ss. 579-581)
SABAH ÜLKESİ ÜÇ AYLIK DERGİ AFRİKA SAYISI, 2021

Yakın zamana kadar “dünya”nın odağının klasik Akdeniz ve Avrupa imparatorlukları olduğu düşünülüy... more Yakın zamana kadar “dünya”nın odağının klasik Akdeniz ve Avrupa imparatorlukları olduğu düşünülüyordu. Gilbert ve Reynolds, ticareti, dini gelenekleri, yönetimi ve sanatsal yaratıcılığıyla Afrika’nın küresel önemini gösteren çok daha kapsamlı bir dünya tarihi anlatısı sunuyor. Bu eser, Afrika’ya dair bilgilerimizdeki “boşlukları doldurmaktan” ziyade Afrikalıların gerek toprak gerekse toplum yapıları bazında insanoğlunun tüm çeşitliliğini yansıttığını gösteriyor. Gilbert ve Reynolds, kölelik, apartheid ve sömürge yönetimi dönemleri boyunca Afrika toplumlarının oluşumu ve gelişimlerinden, modern dünyanın ulus devletlerinin çatışmalarına ve başarılarına kadar Afrika geçmişinin dönemlerini, bölgelerini ve sorunlarını dengeli ve birbiriyle ilişkili olarak ele alıyor. Açık bir anlatım ve nükteli bir üsluba sahip bu eser, okuyucularının, insanoğlunun Afrika deneyiminin dünyayı temsil eden bir deneyim olduğunu görmesini sağlayacaktır. Patrick Manning, Pittsburgh Üniversitesi Afrika, nesiller boyunca mitlerle örülü bir çerçevede algılandı... Ne zaman ki bu mitler bir tarafa bırakıldı, Afrika’nın gerçekliği ortaya çıkabildi. Paul Bohannan, Africa and Africans, 1964 Afrika, halkları bazı doğal zayıflıklar veya ikinci sınıf oluş sebebiyle insani gelişim ve değişim yasalarının dışında kalmış bir tür Barbarlık Müzesi olmak şöyle dursun, herhangi bir başka kıta kadar ciddi bir yaklaşımı gerektiren bir tarihe sahiptir. Basil Davidson, Africa in History, 1991

Osmanlı Afrikası’nda Bir Sultanlık: Zengibar
Hatice Uğur
Küre Yayınları
ISBN : 9756614242
Barkod... more Osmanlı Afrikası’nda Bir Sultanlık: Zengibar
Hatice Uğur
Küre Yayınları
ISBN : 9756614242
Barkod : 9789756614242
Dil : Türkçe
Yayın Yılı : 2005
Sayfa Sayısı : 128
Kapak Türü : Karton
Ebat : 16×21 cm
Kağıt Türü : İthal
ÖNSÖZ
Osmanlı Devleti’nin Afrika kıtasındaki varlığı ile ilgili bir çalışma yapmak başlangıçta birçok açıdan sıkıntı vericiydi. Özellikle bu alanda çalışma yapan kişilerin azlığı, kaynaklara ulaşılmasında yaşanan zorluklar ve zaman zaman konunun tuhaflığını ima eden bakışlar ile baş etmek pek kolay olmadı. Osmanlı Devleti’nin kıtadaki varlığı ile ilgili elimizde bir takım bilgiler mevcuttu. Osmanlı Devleti 1516 yılında Mısır’ı fethetmiş, 16. yüzyıl içerisinde Fas haricindeki bütün Kuzey Afrika toprakları Osmanlı idaresi altına girmişti. Kıtanın Doğu sahillerinde bir kısım Osmanlı denizcileri görülmekte, Portekizlilere karşı yardım isteyen Müslüman halkın imdadına Osmanlı askerleri koşmaktaydı. Ayrıca Kuzey Afrika dışında, kıtanın diğer bölgelerinde de Osmanlı Eyaletleri vardı. Bunun da ötesinde kıtanın dört bir tarafındaki Müslüman sultanlıklar ile geliştirilmiş çok yönlü ilişkiler mevcuttu.
Bütün bu bilgilerimiz bize bir noktayı işaret etmekteydi. O da Osmanlı devletinin, kıtada varlık göstermek adına geliştirmiş olduğu bir takım politikaların varlığı idi. Bu noktada, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde konu ile ilgili belgelerde karşılaşmış olduğum bir kavram ufkumu genişletti ve bu alanın geleceği ile ilgili ümitvâr olmamı sağladı. Son dönem Osmanlı arşiv belgelerinde sıklıkla kullanılmakta olan Afrikâ-yi Osmânî kavramı, kanaatimce birbirinden farklı binlerce kültürün yaşadığı bu kara kıtanın içerisinde bir de Osmanlı dünyasının var olduğunu ortaya koymaktaydı.
Belki bu kavramı görüp çok heyecanlanmamak ve kavrama büyük anlamlar yüklememek gerekirdi. Kim bilir kavram belki sadece Osmanlı devletinin Afrika kıtasındaki fiziksel sınırlarına işaret etmekteydi. Yani bu durumda Afrikâ-yi Osmânî nedir, sorusunun cevabı Osmanlı devletinin Kuzey Afrika’daki toprakları, Kızıldeniz’in Afrika sahillerindeki bazı liman şehirleri ve Osmanlı Habeş Eyaleti ile sınırlı olacaktı. Ancak bu durumda Anadolu’nun dört bir yanından Kuzey Afrika’ya gönüllü asker ve denizci olarak gidenlerin buradaki yerli kadınlarla yapmış oldukları evliliklerinden doğan melez Kuloğulları neslini ve Müslüman Bornu ve Harar Sultanlıkları ile geliştirilmiş olan ilişkilerin içeriğini anlamak zorlaşacaktı. Ayrıca hiçbir zaman Osmanlı Devleti sınırları içerisine dâhil olmamasına rağmen Doğu Afrika’nın en önemli Müslüman sultanlığı olan Zengibar Sultanlığı’ndaki camilerin Cuma hutbelerinde Osmanlı sultanının veya halifenin isminin zikredilmesinin hiç bir anlamı olmayacaktı.
Öte yandan Afrika kıtasındaki sömürgecilik emellerine ulaşma yolunda yerli halktan gördüğü tepkilerden çekinen Avrupalı güçlerin Osmanlı Devleti’nden aracı rolü üstlenmesini istemeleri de anlamını yitirecekti. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin doğusundaki Madagaskar Müslümanlarının, Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’ya gönderilmek üzere yardım toplamaları ve savaşta şehit düşenler için camilerinde okuttukları hatim ve mevlitlerin de bir anlamı olmayacaktı.
Oysa yukarıda zikredilen örneklerin her biri son derece anlamlıdır. Bu örnekler Afrikâ-yi Osmânî’nin sınırlarının sadece fiziksel sınırlara karşılık gelmediğini göstermekte, Osmanlı Devleti’nin kıtanın genelinde dîni ve sosyo-kültürel anlamda ne derece büyük bir varlığı olduğuna işaret etmektedir.
Elinizdeki kitap, Afrikâ-yi Osmânî kavramının hem zaman hem de mekan açısından ne denli geniş sınırlara sahip olduğunu Zengibar Sultanlığı örnekliğinde göstermeyi amaçlamaktadır. 19. yüzyıl Doğu Afrika’sındaki en önemli siyasî güç olan Müslüman Zengibar Sultanlığı’nın Osmanlı Devleti ile kurmuş olduğu ilişkiyi ve bu ilişkinin içeriğini anlamak, Afrikâ-yi Osmânî kavramını anlamak olacaktır.
Başlangıçta sıradan bir yüksek lisans tezi olan bu çalışmanın, üniversite kütüphanesinin tozlu raflarında kaybolmaması gerektiği konusunda beni ikna eden Dr. Ahmet Kavas’a, kişisel belgelerini ve kitaplarını kullanmama izin verdiği ve hiçbir zaman yardımını esirgemediği için minnettarım. Ayrıca kitabın tez olmaktan çıktığı ilk halini -yani sudan çıkmış balığa dönmüş olan ilk halini- büyük bir titizlikle okuyan Mustafa Demiray’a teşekkür etmek isterim. Afrikâ-yi Osmânî kavramının büyüsüne en az benim kadar hatta benden daha fazla kapılmış olan Akif Emre’ye ve kitabın yayına hazırlanmasındaki yardımları için Fahrettin Altun’a şükran borçluyum. Son olarak sevgili eşim Yunus Uğur’a değerli fikirleri ve yapıcı eleştirileriyle hayatımı kolaylaştırdığı için sonsuz teşekkür ederim.
Elinizdeki kitap, Osmanlı Afrikası sahasına küçük bir katkıdır. Bu alanda çalışmak isteyenlere konuyla ilgili az da olsa bir fikir verirse başarıya ulaşmış demektir.
Hatice Uğur
Eylül 2005, Fatih
İÇİNDEKİLER
Giriş 1
I. Afrika Tarihinde Osmanlı Etkeni: Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve Doğu Afrika 21
1. Kızıldeniz’de Osmanlılar 21
2. Habeş Eyaleti 26
3. Sevahil Bölgesi 28
4. Hatt-ı İstivâ Eyâleti 30
II. Osmanlı Devleti’nin Doğu Afrika’daki
Yerel Sultanlıklarla İlişkisi: Zengibar Sultanlığı (1880-1907) 35
1. Zengibar Sultanlığı: Tarihî Arkaplan 35
2. 19. Yüzyıl Sonunda Zengibar Sultanlığı: Sömürgecilik Faaliyetleri ve Berlin Konferansı (1884-1885) 40
3. Zengibar Sultanlığı’ndaki Alman Varlığı 44
4. Sömürgeci Güçlere Karşı Zengibar Sultanlığı’nda Yerel Direniş 50
5. Osmanlı Devleti ve Avrupalı Güçler Arasında
Zengibar Sultanlığı ile İlgili Münasebetler 54
III. Osmanlı Devleti ve Zengibar Sultanlığı Arasındaki
Münasebetler (1880-1907) 61
1. Berkaş Dönemi (1870-1888) 62
2. Halife b. Saîd Dönemi (1888-1890) 63
Şükrü Beyin 1889 Yılındaki Zengibar Sultanlığı Ziyareti 63
Abdulkadir Efendinin 1889 Yılındaki Zengibar Ziyareti 65
3. Mehmed Rüşdî’nin Zengibar Ziyareti 67
4. Zengibar Sultanlarının II. Abdülhamid’e Gönderdiği Telgraflar 67
5. Zengibar Sultanı Seyyid Ali b. Hamid’in 1907′deki İstanbul Ziyareti 68
6. Hilâl-ı Ahmer Cemiyeti Zengibar Şubesi 70
IV. Osmanlı İnsanı ve Zengibar Algısı 75
1. Osmanlı Arşivlerinde Tasvir Edilen Zengibar 75
2. Zengibar Üzerine Kişisel Çalışmalar 80
3. Osmanlı Dergi ve Gazetelerinde Zengibar 87
Sonuç 93
Ek 99
Kaynakça 105
Dizin 111

"ABSTRACT
THE UNDERSTANDING OF ‘AFRİKÂ-Yİ ‘OSMÂNÎ’ IN THE LATE OTTOMAN PERIOD THE CASE OF ZANZIB... more "ABSTRACT
THE UNDERSTANDING OF ‘AFRİKÂ-Yİ ‘OSMÂNÎ’ IN THE LATE OTTOMAN PERIOD THE CASE OF ZANZIBAR
by
Hatice Babavatan Ugur
The thesis introduces the term Afrikâ-yi ‘Osmânî, the Ottoman Africa into the study in order to understand the Ottoman presence in the African continent better. The issue is questioned under two main points. Firstly, the common view, on that the Ottoman presence in Africa throughout the history is restricted to the North Africa, is challenged. The Ottoman port cities along the Red Sea shores, the provinces of Habesh and Hatt-ı istiva and the activities in the Swahili lands in East Africa prove that the Ottoman presence in the continent covered a larger geographical area than what we know today.
Beside the geographical boundaries of Afrikâ-yi ‘Osmânî, we can also present the mental boundaries of Afrikâ-yi ‘Osmânî into the study. In other words, the Ottoman Empire had also certain relations with the local emirates in Africa even if they were not geographically included into the Ottoman boundaries. Due to the social, cultural, and religious reasons, the Zanzibar Sultanate was included into the mental boundaries of Afrikâ-yi ‘Osmânî. Here I question the nature of the relations between the Ottoman Empire and the Zanzibar sultanate during the colonial period in late nineteenth century.
The Ottoman primary and archival sources have been utilized in the thesis. The term Afrikâ-yi ‘Osmânî is questioned under the light of the Ottoman sources. In this sense, it intends to contribute both to the World history writing and the Ottoman historiography."
Papers by Hatice Ugur

DergiPark (Istanbul University), Sep 1, 2005
NIKOLAI TODOROV 21 Haziran 1921 yılında Varna'da doğmuştur. Balkan tarihi alanındaki önemli çalış... more NIKOLAI TODOROV 21 Haziran 1921 yılında Varna'da doğmuştur. Balkan tarihi alanındaki önemli çalışmaları ile tanınmasına rağmen akademik kariyerine bir tıp öğrencisi olarak başlamıştır. 1947 yılında tıp fakültesinden mezun olduktan sonra tarih alanına geçmiş ve öğrenimini geliştirmek amacıyla Moskova'ya gitmiştir. Ülkesine geri döndüğünde artık Balkanların sosyoekonomik tarihi konusunda bir uzmandır. Türkiye de dâhil olmak üzere birçok Avrupa ve Balkan ülkesinin kütüphanelerinde yapmış olduğu uzun süreli araştırmalar sonucunda, 1966 yılında Balkan halkları tarihi profesörü olmuş ve 1974 yılında da Bulgar Bilimler Akademisi üyesi seçilmiştir. Kendisi aynı zamanda bu akademideki Balkan Çalışmaları Enstitüsü'nün kurucularından ve yöneticilerindendir. Balkan halkları tarihine katkı ve hizmetlerinden dolayı, kendisine, Bulgar devleti tarafından "kıdemli bilim adamı" unvanı verilmiş ve ülkenin en büyük ödülü olan "Dimitrof" ödülüne layık görülmüştür. 1

Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi, Sep 1, 2005
NIKOLAI TODOROV 21 Haziran 1921 yılında Varna'da doğmuştur. Balkan tarihi alanındaki önemli çalış... more NIKOLAI TODOROV 21 Haziran 1921 yılında Varna'da doğmuştur. Balkan tarihi alanındaki önemli çalışmaları ile tanınmasına rağmen akademik kariyerine bir tıp öğrencisi olarak başlamıştır. 1947 yılında tıp fakültesinden mezun olduktan sonra tarih alanına geçmiş ve öğrenimini geliştirmek amacıyla Moskova'ya gitmiştir. Ülkesine geri döndüğünde artık Balkanların sosyoekonomik tarihi konusunda bir uzmandır. Türkiye de dâhil olmak üzere birçok Avrupa ve Balkan ülkesinin kütüphanelerinde yapmış olduğu uzun süreli araştırmalar sonucunda, 1966 yılında Balkan halkları tarihi profesörü olmuş ve 1974 yılında da Bulgar Bilimler Akademisi üyesi seçilmiştir. Kendisi aynı zamanda bu akademideki Balkan Çalışmaları Enstitüsü'nün kurucularından ve yöneticilerindendir. Balkan halkları tarihine katkı ve hizmetlerinden dolayı, kendisine, Bulgar devleti tarafından "kıdemli bilim adamı" unvanı verilmiş ve ülkenin en büyük ödülü olan "Dimitrof" ödülüne layık görülmüştür. 1
Divan: Disiplinlerarası Çalışmalar Dergisi, Jun 1, 2008
Dikkate de¤er birkaç istisna d›fl›nda, ‹ran ve Türkiye'nin meflrutiyet dönemleri üzerine çal›flan... more Dikkate de¤er birkaç istisna d›fl›nda, ‹ran ve Türkiye'nin meflrutiyet dönemleri üzerine çal›flan tarihçilerin ço¤u, Bat› düflüncesinin, özellikle de Ayd›nlanma ve Frans›z ‹htilali ideallerinin ‹ran ve Osmanl›daki meflrutiyet hareketlerine olan etkisine büyük vurgu yaparlar. Di¤er yandan, modernist ‹slamc› ve fiiî düflüncenin D Dî îv vâ ân n
The American Historical Review, 2014

Divan disiplinlerarası çalışmalar dergisi, Mar 29, 2017
Ortadoğu ya da Yakın Doğu coğrafyaları üzerine yoğunlaşan Osmanlı tarihçilerinin yolu bir şekilde... more Ortadoğu ya da Yakın Doğu coğrafyaları üzerine yoğunlaşan Osmanlı tarihçilerinin yolu bir şekilde Osmanlı Afrikası'na çıkabiliyor. Özellikle imparatorluk tarihini küresel perspektiften ele almaya çalışan ve bu nedenle de karmaşık ilişkiler ve sınır ötesi bağlantı ağları üzerinden iz süren tarihçiler kendilerini çoklukla araştırma konularının başladığı coğrafyadan başka bir yerde bulabiliyorlar. İmparatorluk içindeki yerel bir noktaya odaklanmışken, bazı açılardan araştırmanın başka bir yerel ağın sınırlarına girebilecek (translocal-transnational) bir nitelik kazanmış olması, aslında son dönemlerde tarih yazıcılığı alanında özellikle tercih edilen bir yaklaşım olarak karşımıza çıkıyor. Minawi'nin The Ottoman Scramble for Africa başlıklı çalışması da hem Osmanlı Arap hem de Osmanlı Afrika coğrafyalarının böyle bir perspektifle ele alınabileceğini gösteren ender çalışmalardan biri. Yazar, Şamlı Osmanlı memuru Sadık el-Müeyyed Azmzâde'nin biyografisi gibi mikro bir alanda çalışırken, kendi deyimiyle "pandoranın kutusu" açılır ve kendisini geç XIX. Yüzyıl Osmanlı tarihinin makro ölçekteki gelişmeleri ile paralel değerlendirmeler yaparken bulur. Bu çerçevede de eser bir "İmparatorluk biyografisi" olarak okunabilir. Bir yandan Balkanlardaki Sırp ve Bulgar isyanları, Rusya ile girişilen 93 Harbi ve ağır sonuçları, öte yandan Batılı devletlerle imzalanan ve toprak
Memleketim Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı 3 aylık süreli yayınıdır, 2022
Afrika tarihi, yüzlerce yıl boyunca birçok ön yargı ve mitlerle örülü bir anlatı formunda ulaştı ... more Afrika tarihi, yüzlerce yıl boyunca birçok ön yargı ve mitlerle örülü bir anlatı formunda ulaştı bizlere. Afrikalılar ya da Afrika toplumları ise zaten yazılı kaynaklarının eksikliğine işaret edilerek “tarihsiz toplumlar” olarak tanımlandı ve bu tanım, Afrika ile ilgili yapılabilecek tüm bilimsel çalışmaları gölgeledi. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında Afrikalı tarihçiler ise doğal olarak şu soruyu sordular: Neden Antik Yunan tarihinin İlyada ve Odise gibi sözlü tarih öğeleri ile temellendirilmesi kabul görürken Afrika’nın sözlü tarih geleneği
reddedildi ve Afrika “tarihsiz” ilan edildi? Afrika toplumlarının çağlar boyunca yaşadığı zaferler, yenilgiler, dini inançlar, törenler vb. ile birbirine eklenerek oluşan kolektif hafızasının ürünleri olan bu eserler neden değersiz addedildi?
Savaşı'ndan sonra yüksek öğretimde üst düzey teknolojik eğitimin, üniversitelerin pozisyonlarının... more Savaşı'ndan sonra yüksek öğretimde üst düzey teknolojik eğitimin, üniversitelerin pozisyonlarının korunmasında önemli olduğunun altını çizerken, diğer yandan Avrupa üniversitelerinin ticaret karşıtı kültürü benimsemesinden dolayı, Avrupa üniversitelerinin teknoloji alanında yavaşlamasına sebep olduğunu belirtir.

Oman and Overseas Edited by Michaela Hoffmann-Ruf and Abdulrahman Al Salimi Studies on Ibadism and Oman, vol. 2, Jun 2014
CORRIGENDA Oman and Overseas Edited by Michaela Hoffmann-Ruf and Abdulrahman Al Salimi Stud... more CORRIGENDA Oman and Overseas Edited by Michaela Hoffmann-Ruf and Abdulrahman Al Salimi Studies on Ibadism and Oman, vol. 2 For this book Mohamed Z. Gol submitted the article “Zanzibar: The Sultanate and the Ottoman State in Africa” under his own name. However it is entirely based on Hatice Uğur’s Master's thesis, “Understanding Afrikâ-yi Osmani in the Late Ottoman Period: The Case of Zanzibar” without indicating any reference to it. Ugur defended this thesis in 2003 at the History Department of Boğazici University and subsequently published it in Turkish under the title “Osmanlı Afrikasında Bir Sultanlık: Zengibar” in Istanbul in 2005. Hatice Uğur is currently a PhD student at Leipzig University's Institute of African Studies, working on the social and intellectual networks of the Ottoman and East African worlds in the late 19th Century.
… on Islamic Civilisation in Eastern Africa …, Jan 1, 2006
Özet
Bu yazı Nikolai Todorov’un kısa hayat hikayesini ve 1972 yılında Balkanskiiat grad ismiyle
y... more Özet
Bu yazı Nikolai Todorov’un kısa hayat hikayesini ve 1972 yılında Balkanskiiat grad ismiyle
yayınladıktan sonra 1983’te The Balkan City, 1400-1900 olarak İngilizceye çevrilen
ve Balkan şehir tarihçiliği alanında büyük önem taşıyan eserinin tanıtımını içermektedir.
Anahtar Kelimeler: Balkan Şehri, Osmanlı, Nikolai Todorov, Bulgaristan.
Documentary Film by Hatice Ugur

""Afrika’yı anlatan popüler kaynakların büyük bir çoğunluğu, neredeyse hepsi Batılı kaynaklardır ... more ""Afrika’yı anlatan popüler kaynakların büyük bir çoğunluğu, neredeyse hepsi Batılı kaynaklardır ve ister istemez belli bir bakış açısını yansıtırlar. Afrika deyince oluşan yargıların çoğunu da doğa belgeselleri ya da şiddet, fakirlik, hastalık, ekonomik sıkıntılar vs. gibi olumsuz imajlar oluşturur. Güney Afrika’da futbolda dünya kupası düzenlendiğinde haber ajanslarına düşen haberlerin büyük bir bölümünü, batılı sporcu ve seyircilerin maruz kalabileceği şiddet vs. gibi konular işgal etmekteydi. Günümüz Türkiye’sinde de Afrika ile ilgili oluşan benzer basmakalıp olumsuz imajlar ancak kıtayı yakından tanıdıkça, kıta ile ortak geçmişimizi öğrendikçe değişecek gibidir. Osmanlı Devleti’nin de 16. yüzyıldan itibaren Afrika kıtasının bir parçası olduğunu, bir Afrika ülkesi olduğunu bilmek bakış açımızda önemli değişiklikler yaratacaktır. Bu bize dünya tarihinde sonuçları azımsanamayacak öneme sahip Osmanlı-Afrika ortak geçmişinin gün yüzüne çıkarılmasının ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu gösterir. Özellikle son on yılda bölgede sosyal, siyasal ve ticari olarak etkinliği artan Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyo-kültürel ve tarihsel anlamda günümüz Afrika kültüründeki ve Afrikalının dünya algısındaki yerine dikkat çekilmesinin gerekliliği ortaya çıkar.
AFRİKA VE OSMANLI: "Ortak Geçmişin İzinde"
Belgeseli Osmanlı Devleti’nin Afrika kıtasındaki en uç temaslarını konu edinir. Hiçbir zaman Osmanlı Devleti’nin sınırları içerisinde yer almamış Afrika topraklarındaki izler takip edilir. Uzun yüzyıllar boyunca sömürgeci güçlerin birer fetihçi tavrıyla dolaştıkları bu coğrafyalara Osmanlı Devleti’nin yaklaşımının ne şekilde olduğunun cevabı aranır. Belgesel boyunca “Bir zaman makinemiz olsaydı ve bundan tam yüzyıl öncesinin Afrika’sına gidebilseydik, örneğin Doğu Afrika’daki Zengibar’da ya da Güney Afrika’da Ümit Burnu’nda kimlerle karşılaşırdık?” yaratıcı fikri ile hareket edilir. Yüz yıl önce bu coğrafyalarda kimler yaşardı? Afrikalılar dünyaya nasıl bakardı? Doğu’dan ve Batı’dan gelenler kimlerdi? Bu ziyaretçiler Afrika’ya ne getirdiler ve ülkelerine dönerken yanlarında neler götürdüler? Soruları ile Afrika tarihini oluşturan tüm unsurlar göz önünde bulundurularak, olabildiğince tarafsız bir Afrika imajı üzerinde durulur. Bu düşünceler çerçevesinde, Afrika’nın dünya tarihi ve medeniyetindeki yeri-etkileri, Osmanlı ve Afirkanın ortak tarihi ve sömürgeci güçlerin kıtada bıraktıkları izler -güncel Afrika çekimleri -yetkin tarihçilerle yapılan roportajlar -orjinal arşiv belgeleri ışığında titizlikle ele alınır. Özgün müzik, bilgisayar destekli grafik ve animasyon, profosyonel seslendirme ile “AFRİKA VE OSMANLI: ORTAK GEÇMİŞİN İZİNDE” Belgeseli 2014 yılından bu yana TRT'de İngilizce, Arapça ve Kürtçe kanallarında 7 bölüm olarak gösterilmektedir.
Book Reviews by Hatice Ugur
Ortadoğu ya da Yakın Doğu coğrafyaları üzerine yoğunlaşan Osmanlı
tarihçilerinin yolu bir şekilde... more Ortadoğu ya da Yakın Doğu coğrafyaları üzerine yoğunlaşan Osmanlı
tarihçilerinin yolu bir şekilde Osmanlı Afrikası’na çıkabiliyor. Özellikle
imparatorluk tarihini küresel perspektiften ele almaya çalışan ve bu nedenle
de karmaşık ilişkiler ve sınır ötesi bağlantı ağları üzerinden iz süren
tarihçiler kendilerini çoklukla araştırma konularının başladığı coğrafyadan
başka bir yerde bulabiliyorlar. İmparatorluk içindeki yerel bir noktaya
odaklanmışken, bazı açılardan araştırmanın başka bir yerel ağın sınırlarına
girebilecek (translocal-transnational) bir nitelik kazanmış olması, aslında
son dönemlerde tarih yazıcılığı alanında özellikle tercih edilen bir yakla-
şım olarak karşımıza çıkıyor.
Conference Presentations by Hatice Ugur

The Ottoman Perception of the First Colonial Initiations in East Africa: German Colonisation Soci... more The Ottoman Perception of the First Colonial Initiations in East Africa: German Colonisation Society
The European powers organized the Berlin Conference to legalize their attempts to “invade Africa” and to prevent possible conflicts among themselves. (1884-85) This conference, which was also attended by the Ottoman Empire, is considered the turning point of colonialism in African history. The Ottoman State’s participation in this conference brought with it multifaceted relations with the European Colonial states and local actors in the region.
In this context, it is important how the Ottoman Empire evaluated the first colonial activities of Europeans in East Africa after the Berlin Conference. Many documents have been found in the Ottoman archives regarding the German Settlement Society, which was the first colonial activity approved by the German Emperor Wilhelm I with the declaration. In my presentation, I will discuss how the Ottomans coped with these developments and how they perceived themselves in the new order emerging in East Africa. It is thought that this study will contribute to the literature on the neglected place of the Ottoman Empire in the inter-imperial conflict in 19th century Africa.
83 haticeugur@
Uploads
Books by Hatice Ugur
biraz daha güneyde Uganda, Kenya, Tanzanya'nın da içinde olduğu Büyük
Göller bölgesini; iç kesimlerde Kongo, Ruanda, Burundi, Zambia ve
Malaviyi; Hint Okyanusu'nda ise Madagaskar, Moritus, Komor, Lamu,
Mombasa, Pemba, Zanzibar, Kilve, Pate ve Mafia gibi irili ufaklı adaları
içine alan oldukça geniş bir coğrafi bölgenin adıdır. Yüzyıllardır bu
bölgelerde yaşayan Afro-Asya kökenli, çoğu kıyıdaki şehir devletlerinde
yaşayan -bu anlamda şehirli- ancak iç kısımlarla da çeşitli sebeplerden
bağlantıları olan, genellikle tarım, ticaret ve balıkçılıkla uğraşan halklara
da Sevahili denmektedir. Tarihsel olarak ise, coğrafya ve tarihin el birliğiyle
ürettikleri en önemli İslam medeniyetlerinden biri olan Sevahili
Medeniyeti'ne ev sahipliği yapan bir bölgedir. Doğu Afrika genelinde elli
milyondan fazla insanın konuştuğu, Arapça ve Farsçadan ödünç kelimeleri
olan ve Arapçadan sonra Afrika'da en çok konuşulan dil olan Sevahilicenin
anavatanıdır. Zaten Sevahilı kelimesinin kökeni Arapça "kıyı"
anlamına gelen sahilin çoğulu Sevahil kelimesinden türemiştir (Uğur, 2009, ss. 579-581)
Hatice Uğur
Küre Yayınları
ISBN : 9756614242
Barkod : 9789756614242
Dil : Türkçe
Yayın Yılı : 2005
Sayfa Sayısı : 128
Kapak Türü : Karton
Ebat : 16×21 cm
Kağıt Türü : İthal
ÖNSÖZ
Osmanlı Devleti’nin Afrika kıtasındaki varlığı ile ilgili bir çalışma yapmak başlangıçta birçok açıdan sıkıntı vericiydi. Özellikle bu alanda çalışma yapan kişilerin azlığı, kaynaklara ulaşılmasında yaşanan zorluklar ve zaman zaman konunun tuhaflığını ima eden bakışlar ile baş etmek pek kolay olmadı. Osmanlı Devleti’nin kıtadaki varlığı ile ilgili elimizde bir takım bilgiler mevcuttu. Osmanlı Devleti 1516 yılında Mısır’ı fethetmiş, 16. yüzyıl içerisinde Fas haricindeki bütün Kuzey Afrika toprakları Osmanlı idaresi altına girmişti. Kıtanın Doğu sahillerinde bir kısım Osmanlı denizcileri görülmekte, Portekizlilere karşı yardım isteyen Müslüman halkın imdadına Osmanlı askerleri koşmaktaydı. Ayrıca Kuzey Afrika dışında, kıtanın diğer bölgelerinde de Osmanlı Eyaletleri vardı. Bunun da ötesinde kıtanın dört bir tarafındaki Müslüman sultanlıklar ile geliştirilmiş çok yönlü ilişkiler mevcuttu.
Bütün bu bilgilerimiz bize bir noktayı işaret etmekteydi. O da Osmanlı devletinin, kıtada varlık göstermek adına geliştirmiş olduğu bir takım politikaların varlığı idi. Bu noktada, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde konu ile ilgili belgelerde karşılaşmış olduğum bir kavram ufkumu genişletti ve bu alanın geleceği ile ilgili ümitvâr olmamı sağladı. Son dönem Osmanlı arşiv belgelerinde sıklıkla kullanılmakta olan Afrikâ-yi Osmânî kavramı, kanaatimce birbirinden farklı binlerce kültürün yaşadığı bu kara kıtanın içerisinde bir de Osmanlı dünyasının var olduğunu ortaya koymaktaydı.
Belki bu kavramı görüp çok heyecanlanmamak ve kavrama büyük anlamlar yüklememek gerekirdi. Kim bilir kavram belki sadece Osmanlı devletinin Afrika kıtasındaki fiziksel sınırlarına işaret etmekteydi. Yani bu durumda Afrikâ-yi Osmânî nedir, sorusunun cevabı Osmanlı devletinin Kuzey Afrika’daki toprakları, Kızıldeniz’in Afrika sahillerindeki bazı liman şehirleri ve Osmanlı Habeş Eyaleti ile sınırlı olacaktı. Ancak bu durumda Anadolu’nun dört bir yanından Kuzey Afrika’ya gönüllü asker ve denizci olarak gidenlerin buradaki yerli kadınlarla yapmış oldukları evliliklerinden doğan melez Kuloğulları neslini ve Müslüman Bornu ve Harar Sultanlıkları ile geliştirilmiş olan ilişkilerin içeriğini anlamak zorlaşacaktı. Ayrıca hiçbir zaman Osmanlı Devleti sınırları içerisine dâhil olmamasına rağmen Doğu Afrika’nın en önemli Müslüman sultanlığı olan Zengibar Sultanlığı’ndaki camilerin Cuma hutbelerinde Osmanlı sultanının veya halifenin isminin zikredilmesinin hiç bir anlamı olmayacaktı.
Öte yandan Afrika kıtasındaki sömürgecilik emellerine ulaşma yolunda yerli halktan gördüğü tepkilerden çekinen Avrupalı güçlerin Osmanlı Devleti’nden aracı rolü üstlenmesini istemeleri de anlamını yitirecekti. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin doğusundaki Madagaskar Müslümanlarının, Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’ya gönderilmek üzere yardım toplamaları ve savaşta şehit düşenler için camilerinde okuttukları hatim ve mevlitlerin de bir anlamı olmayacaktı.
Oysa yukarıda zikredilen örneklerin her biri son derece anlamlıdır. Bu örnekler Afrikâ-yi Osmânî’nin sınırlarının sadece fiziksel sınırlara karşılık gelmediğini göstermekte, Osmanlı Devleti’nin kıtanın genelinde dîni ve sosyo-kültürel anlamda ne derece büyük bir varlığı olduğuna işaret etmektedir.
Elinizdeki kitap, Afrikâ-yi Osmânî kavramının hem zaman hem de mekan açısından ne denli geniş sınırlara sahip olduğunu Zengibar Sultanlığı örnekliğinde göstermeyi amaçlamaktadır. 19. yüzyıl Doğu Afrika’sındaki en önemli siyasî güç olan Müslüman Zengibar Sultanlığı’nın Osmanlı Devleti ile kurmuş olduğu ilişkiyi ve bu ilişkinin içeriğini anlamak, Afrikâ-yi Osmânî kavramını anlamak olacaktır.
Başlangıçta sıradan bir yüksek lisans tezi olan bu çalışmanın, üniversite kütüphanesinin tozlu raflarında kaybolmaması gerektiği konusunda beni ikna eden Dr. Ahmet Kavas’a, kişisel belgelerini ve kitaplarını kullanmama izin verdiği ve hiçbir zaman yardımını esirgemediği için minnettarım. Ayrıca kitabın tez olmaktan çıktığı ilk halini -yani sudan çıkmış balığa dönmüş olan ilk halini- büyük bir titizlikle okuyan Mustafa Demiray’a teşekkür etmek isterim. Afrikâ-yi Osmânî kavramının büyüsüne en az benim kadar hatta benden daha fazla kapılmış olan Akif Emre’ye ve kitabın yayına hazırlanmasındaki yardımları için Fahrettin Altun’a şükran borçluyum. Son olarak sevgili eşim Yunus Uğur’a değerli fikirleri ve yapıcı eleştirileriyle hayatımı kolaylaştırdığı için sonsuz teşekkür ederim.
Elinizdeki kitap, Osmanlı Afrikası sahasına küçük bir katkıdır. Bu alanda çalışmak isteyenlere konuyla ilgili az da olsa bir fikir verirse başarıya ulaşmış demektir.
Hatice Uğur
Eylül 2005, Fatih
İÇİNDEKİLER
Giriş 1
I. Afrika Tarihinde Osmanlı Etkeni: Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve Doğu Afrika 21
1. Kızıldeniz’de Osmanlılar 21
2. Habeş Eyaleti 26
3. Sevahil Bölgesi 28
4. Hatt-ı İstivâ Eyâleti 30
II. Osmanlı Devleti’nin Doğu Afrika’daki
Yerel Sultanlıklarla İlişkisi: Zengibar Sultanlığı (1880-1907) 35
1. Zengibar Sultanlığı: Tarihî Arkaplan 35
2. 19. Yüzyıl Sonunda Zengibar Sultanlığı: Sömürgecilik Faaliyetleri ve Berlin Konferansı (1884-1885) 40
3. Zengibar Sultanlığı’ndaki Alman Varlığı 44
4. Sömürgeci Güçlere Karşı Zengibar Sultanlığı’nda Yerel Direniş 50
5. Osmanlı Devleti ve Avrupalı Güçler Arasında
Zengibar Sultanlığı ile İlgili Münasebetler 54
III. Osmanlı Devleti ve Zengibar Sultanlığı Arasındaki
Münasebetler (1880-1907) 61
1. Berkaş Dönemi (1870-1888) 62
2. Halife b. Saîd Dönemi (1888-1890) 63
Şükrü Beyin 1889 Yılındaki Zengibar Sultanlığı Ziyareti 63
Abdulkadir Efendinin 1889 Yılındaki Zengibar Ziyareti 65
3. Mehmed Rüşdî’nin Zengibar Ziyareti 67
4. Zengibar Sultanlarının II. Abdülhamid’e Gönderdiği Telgraflar 67
5. Zengibar Sultanı Seyyid Ali b. Hamid’in 1907′deki İstanbul Ziyareti 68
6. Hilâl-ı Ahmer Cemiyeti Zengibar Şubesi 70
IV. Osmanlı İnsanı ve Zengibar Algısı 75
1. Osmanlı Arşivlerinde Tasvir Edilen Zengibar 75
2. Zengibar Üzerine Kişisel Çalışmalar 80
3. Osmanlı Dergi ve Gazetelerinde Zengibar 87
Sonuç 93
Ek 99
Kaynakça 105
Dizin 111
THE UNDERSTANDING OF ‘AFRİKÂ-Yİ ‘OSMÂNÎ’ IN THE LATE OTTOMAN PERIOD THE CASE OF ZANZIBAR
by
Hatice Babavatan Ugur
The thesis introduces the term Afrikâ-yi ‘Osmânî, the Ottoman Africa into the study in order to understand the Ottoman presence in the African continent better. The issue is questioned under two main points. Firstly, the common view, on that the Ottoman presence in Africa throughout the history is restricted to the North Africa, is challenged. The Ottoman port cities along the Red Sea shores, the provinces of Habesh and Hatt-ı istiva and the activities in the Swahili lands in East Africa prove that the Ottoman presence in the continent covered a larger geographical area than what we know today.
Beside the geographical boundaries of Afrikâ-yi ‘Osmânî, we can also present the mental boundaries of Afrikâ-yi ‘Osmânî into the study. In other words, the Ottoman Empire had also certain relations with the local emirates in Africa even if they were not geographically included into the Ottoman boundaries. Due to the social, cultural, and religious reasons, the Zanzibar Sultanate was included into the mental boundaries of Afrikâ-yi ‘Osmânî. Here I question the nature of the relations between the Ottoman Empire and the Zanzibar sultanate during the colonial period in late nineteenth century.
The Ottoman primary and archival sources have been utilized in the thesis. The term Afrikâ-yi ‘Osmânî is questioned under the light of the Ottoman sources. In this sense, it intends to contribute both to the World history writing and the Ottoman historiography."
Papers by Hatice Ugur
reddedildi ve Afrika “tarihsiz” ilan edildi? Afrika toplumlarının çağlar boyunca yaşadığı zaferler, yenilgiler, dini inançlar, törenler vb. ile birbirine eklenerek oluşan kolektif hafızasının ürünleri olan bu eserler neden değersiz addedildi?
Bu yazı Nikolai Todorov’un kısa hayat hikayesini ve 1972 yılında Balkanskiiat grad ismiyle
yayınladıktan sonra 1983’te The Balkan City, 1400-1900 olarak İngilizceye çevrilen
ve Balkan şehir tarihçiliği alanında büyük önem taşıyan eserinin tanıtımını içermektedir.
Anahtar Kelimeler: Balkan Şehri, Osmanlı, Nikolai Todorov, Bulgaristan.
Documentary Film by Hatice Ugur
AFRİKA VE OSMANLI: "Ortak Geçmişin İzinde"
Belgeseli Osmanlı Devleti’nin Afrika kıtasındaki en uç temaslarını konu edinir. Hiçbir zaman Osmanlı Devleti’nin sınırları içerisinde yer almamış Afrika topraklarındaki izler takip edilir. Uzun yüzyıllar boyunca sömürgeci güçlerin birer fetihçi tavrıyla dolaştıkları bu coğrafyalara Osmanlı Devleti’nin yaklaşımının ne şekilde olduğunun cevabı aranır. Belgesel boyunca “Bir zaman makinemiz olsaydı ve bundan tam yüzyıl öncesinin Afrika’sına gidebilseydik, örneğin Doğu Afrika’daki Zengibar’da ya da Güney Afrika’da Ümit Burnu’nda kimlerle karşılaşırdık?” yaratıcı fikri ile hareket edilir. Yüz yıl önce bu coğrafyalarda kimler yaşardı? Afrikalılar dünyaya nasıl bakardı? Doğu’dan ve Batı’dan gelenler kimlerdi? Bu ziyaretçiler Afrika’ya ne getirdiler ve ülkelerine dönerken yanlarında neler götürdüler? Soruları ile Afrika tarihini oluşturan tüm unsurlar göz önünde bulundurularak, olabildiğince tarafsız bir Afrika imajı üzerinde durulur. Bu düşünceler çerçevesinde, Afrika’nın dünya tarihi ve medeniyetindeki yeri-etkileri, Osmanlı ve Afirkanın ortak tarihi ve sömürgeci güçlerin kıtada bıraktıkları izler -güncel Afrika çekimleri -yetkin tarihçilerle yapılan roportajlar -orjinal arşiv belgeleri ışığında titizlikle ele alınır. Özgün müzik, bilgisayar destekli grafik ve animasyon, profosyonel seslendirme ile “AFRİKA VE OSMANLI: ORTAK GEÇMİŞİN İZİNDE” Belgeseli 2014 yılından bu yana TRT'de İngilizce, Arapça ve Kürtçe kanallarında 7 bölüm olarak gösterilmektedir.
Book Reviews by Hatice Ugur
tarihçilerinin yolu bir şekilde Osmanlı Afrikası’na çıkabiliyor. Özellikle
imparatorluk tarihini küresel perspektiften ele almaya çalışan ve bu nedenle
de karmaşık ilişkiler ve sınır ötesi bağlantı ağları üzerinden iz süren
tarihçiler kendilerini çoklukla araştırma konularının başladığı coğrafyadan
başka bir yerde bulabiliyorlar. İmparatorluk içindeki yerel bir noktaya
odaklanmışken, bazı açılardan araştırmanın başka bir yerel ağın sınırlarına
girebilecek (translocal-transnational) bir nitelik kazanmış olması, aslında
son dönemlerde tarih yazıcılığı alanında özellikle tercih edilen bir yakla-
şım olarak karşımıza çıkıyor.
Conference Presentations by Hatice Ugur
The European powers organized the Berlin Conference to legalize their attempts to “invade Africa” and to prevent possible conflicts among themselves. (1884-85) This conference, which was also attended by the Ottoman Empire, is considered the turning point of colonialism in African history. The Ottoman State’s participation in this conference brought with it multifaceted relations with the European Colonial states and local actors in the region.
In this context, it is important how the Ottoman Empire evaluated the first colonial activities of Europeans in East Africa after the Berlin Conference. Many documents have been found in the Ottoman archives regarding the German Settlement Society, which was the first colonial activity approved by the German Emperor Wilhelm I with the declaration. In my presentation, I will discuss how the Ottomans coped with these developments and how they perceived themselves in the new order emerging in East Africa. It is thought that this study will contribute to the literature on the neglected place of the Ottoman Empire in the inter-imperial conflict in 19th century Africa.
83 haticeugur@
biraz daha güneyde Uganda, Kenya, Tanzanya'nın da içinde olduğu Büyük
Göller bölgesini; iç kesimlerde Kongo, Ruanda, Burundi, Zambia ve
Malaviyi; Hint Okyanusu'nda ise Madagaskar, Moritus, Komor, Lamu,
Mombasa, Pemba, Zanzibar, Kilve, Pate ve Mafia gibi irili ufaklı adaları
içine alan oldukça geniş bir coğrafi bölgenin adıdır. Yüzyıllardır bu
bölgelerde yaşayan Afro-Asya kökenli, çoğu kıyıdaki şehir devletlerinde
yaşayan -bu anlamda şehirli- ancak iç kısımlarla da çeşitli sebeplerden
bağlantıları olan, genellikle tarım, ticaret ve balıkçılıkla uğraşan halklara
da Sevahili denmektedir. Tarihsel olarak ise, coğrafya ve tarihin el birliğiyle
ürettikleri en önemli İslam medeniyetlerinden biri olan Sevahili
Medeniyeti'ne ev sahipliği yapan bir bölgedir. Doğu Afrika genelinde elli
milyondan fazla insanın konuştuğu, Arapça ve Farsçadan ödünç kelimeleri
olan ve Arapçadan sonra Afrika'da en çok konuşulan dil olan Sevahilicenin
anavatanıdır. Zaten Sevahilı kelimesinin kökeni Arapça "kıyı"
anlamına gelen sahilin çoğulu Sevahil kelimesinden türemiştir (Uğur, 2009, ss. 579-581)
Hatice Uğur
Küre Yayınları
ISBN : 9756614242
Barkod : 9789756614242
Dil : Türkçe
Yayın Yılı : 2005
Sayfa Sayısı : 128
Kapak Türü : Karton
Ebat : 16×21 cm
Kağıt Türü : İthal
ÖNSÖZ
Osmanlı Devleti’nin Afrika kıtasındaki varlığı ile ilgili bir çalışma yapmak başlangıçta birçok açıdan sıkıntı vericiydi. Özellikle bu alanda çalışma yapan kişilerin azlığı, kaynaklara ulaşılmasında yaşanan zorluklar ve zaman zaman konunun tuhaflığını ima eden bakışlar ile baş etmek pek kolay olmadı. Osmanlı Devleti’nin kıtadaki varlığı ile ilgili elimizde bir takım bilgiler mevcuttu. Osmanlı Devleti 1516 yılında Mısır’ı fethetmiş, 16. yüzyıl içerisinde Fas haricindeki bütün Kuzey Afrika toprakları Osmanlı idaresi altına girmişti. Kıtanın Doğu sahillerinde bir kısım Osmanlı denizcileri görülmekte, Portekizlilere karşı yardım isteyen Müslüman halkın imdadına Osmanlı askerleri koşmaktaydı. Ayrıca Kuzey Afrika dışında, kıtanın diğer bölgelerinde de Osmanlı Eyaletleri vardı. Bunun da ötesinde kıtanın dört bir tarafındaki Müslüman sultanlıklar ile geliştirilmiş çok yönlü ilişkiler mevcuttu.
Bütün bu bilgilerimiz bize bir noktayı işaret etmekteydi. O da Osmanlı devletinin, kıtada varlık göstermek adına geliştirmiş olduğu bir takım politikaların varlığı idi. Bu noktada, Başbakanlık Osmanlı Arşivinde konu ile ilgili belgelerde karşılaşmış olduğum bir kavram ufkumu genişletti ve bu alanın geleceği ile ilgili ümitvâr olmamı sağladı. Son dönem Osmanlı arşiv belgelerinde sıklıkla kullanılmakta olan Afrikâ-yi Osmânî kavramı, kanaatimce birbirinden farklı binlerce kültürün yaşadığı bu kara kıtanın içerisinde bir de Osmanlı dünyasının var olduğunu ortaya koymaktaydı.
Belki bu kavramı görüp çok heyecanlanmamak ve kavrama büyük anlamlar yüklememek gerekirdi. Kim bilir kavram belki sadece Osmanlı devletinin Afrika kıtasındaki fiziksel sınırlarına işaret etmekteydi. Yani bu durumda Afrikâ-yi Osmânî nedir, sorusunun cevabı Osmanlı devletinin Kuzey Afrika’daki toprakları, Kızıldeniz’in Afrika sahillerindeki bazı liman şehirleri ve Osmanlı Habeş Eyaleti ile sınırlı olacaktı. Ancak bu durumda Anadolu’nun dört bir yanından Kuzey Afrika’ya gönüllü asker ve denizci olarak gidenlerin buradaki yerli kadınlarla yapmış oldukları evliliklerinden doğan melez Kuloğulları neslini ve Müslüman Bornu ve Harar Sultanlıkları ile geliştirilmiş olan ilişkilerin içeriğini anlamak zorlaşacaktı. Ayrıca hiçbir zaman Osmanlı Devleti sınırları içerisine dâhil olmamasına rağmen Doğu Afrika’nın en önemli Müslüman sultanlığı olan Zengibar Sultanlığı’ndaki camilerin Cuma hutbelerinde Osmanlı sultanının veya halifenin isminin zikredilmesinin hiç bir anlamı olmayacaktı.
Öte yandan Afrika kıtasındaki sömürgecilik emellerine ulaşma yolunda yerli halktan gördüğü tepkilerden çekinen Avrupalı güçlerin Osmanlı Devleti’nden aracı rolü üstlenmesini istemeleri de anlamını yitirecekti. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin doğusundaki Madagaskar Müslümanlarının, Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu’ya gönderilmek üzere yardım toplamaları ve savaşta şehit düşenler için camilerinde okuttukları hatim ve mevlitlerin de bir anlamı olmayacaktı.
Oysa yukarıda zikredilen örneklerin her biri son derece anlamlıdır. Bu örnekler Afrikâ-yi Osmânî’nin sınırlarının sadece fiziksel sınırlara karşılık gelmediğini göstermekte, Osmanlı Devleti’nin kıtanın genelinde dîni ve sosyo-kültürel anlamda ne derece büyük bir varlığı olduğuna işaret etmektedir.
Elinizdeki kitap, Afrikâ-yi Osmânî kavramının hem zaman hem de mekan açısından ne denli geniş sınırlara sahip olduğunu Zengibar Sultanlığı örnekliğinde göstermeyi amaçlamaktadır. 19. yüzyıl Doğu Afrika’sındaki en önemli siyasî güç olan Müslüman Zengibar Sultanlığı’nın Osmanlı Devleti ile kurmuş olduğu ilişkiyi ve bu ilişkinin içeriğini anlamak, Afrikâ-yi Osmânî kavramını anlamak olacaktır.
Başlangıçta sıradan bir yüksek lisans tezi olan bu çalışmanın, üniversite kütüphanesinin tozlu raflarında kaybolmaması gerektiği konusunda beni ikna eden Dr. Ahmet Kavas’a, kişisel belgelerini ve kitaplarını kullanmama izin verdiği ve hiçbir zaman yardımını esirgemediği için minnettarım. Ayrıca kitabın tez olmaktan çıktığı ilk halini -yani sudan çıkmış balığa dönmüş olan ilk halini- büyük bir titizlikle okuyan Mustafa Demiray’a teşekkür etmek isterim. Afrikâ-yi Osmânî kavramının büyüsüne en az benim kadar hatta benden daha fazla kapılmış olan Akif Emre’ye ve kitabın yayına hazırlanmasındaki yardımları için Fahrettin Altun’a şükran borçluyum. Son olarak sevgili eşim Yunus Uğur’a değerli fikirleri ve yapıcı eleştirileriyle hayatımı kolaylaştırdığı için sonsuz teşekkür ederim.
Elinizdeki kitap, Osmanlı Afrikası sahasına küçük bir katkıdır. Bu alanda çalışmak isteyenlere konuyla ilgili az da olsa bir fikir verirse başarıya ulaşmış demektir.
Hatice Uğur
Eylül 2005, Fatih
İÇİNDEKİLER
Giriş 1
I. Afrika Tarihinde Osmanlı Etkeni: Kızıldeniz, Afrika Boynuzu ve Doğu Afrika 21
1. Kızıldeniz’de Osmanlılar 21
2. Habeş Eyaleti 26
3. Sevahil Bölgesi 28
4. Hatt-ı İstivâ Eyâleti 30
II. Osmanlı Devleti’nin Doğu Afrika’daki
Yerel Sultanlıklarla İlişkisi: Zengibar Sultanlığı (1880-1907) 35
1. Zengibar Sultanlığı: Tarihî Arkaplan 35
2. 19. Yüzyıl Sonunda Zengibar Sultanlığı: Sömürgecilik Faaliyetleri ve Berlin Konferansı (1884-1885) 40
3. Zengibar Sultanlığı’ndaki Alman Varlığı 44
4. Sömürgeci Güçlere Karşı Zengibar Sultanlığı’nda Yerel Direniş 50
5. Osmanlı Devleti ve Avrupalı Güçler Arasında
Zengibar Sultanlığı ile İlgili Münasebetler 54
III. Osmanlı Devleti ve Zengibar Sultanlığı Arasındaki
Münasebetler (1880-1907) 61
1. Berkaş Dönemi (1870-1888) 62
2. Halife b. Saîd Dönemi (1888-1890) 63
Şükrü Beyin 1889 Yılındaki Zengibar Sultanlığı Ziyareti 63
Abdulkadir Efendinin 1889 Yılındaki Zengibar Ziyareti 65
3. Mehmed Rüşdî’nin Zengibar Ziyareti 67
4. Zengibar Sultanlarının II. Abdülhamid’e Gönderdiği Telgraflar 67
5. Zengibar Sultanı Seyyid Ali b. Hamid’in 1907′deki İstanbul Ziyareti 68
6. Hilâl-ı Ahmer Cemiyeti Zengibar Şubesi 70
IV. Osmanlı İnsanı ve Zengibar Algısı 75
1. Osmanlı Arşivlerinde Tasvir Edilen Zengibar 75
2. Zengibar Üzerine Kişisel Çalışmalar 80
3. Osmanlı Dergi ve Gazetelerinde Zengibar 87
Sonuç 93
Ek 99
Kaynakça 105
Dizin 111
THE UNDERSTANDING OF ‘AFRİKÂ-Yİ ‘OSMÂNÎ’ IN THE LATE OTTOMAN PERIOD THE CASE OF ZANZIBAR
by
Hatice Babavatan Ugur
The thesis introduces the term Afrikâ-yi ‘Osmânî, the Ottoman Africa into the study in order to understand the Ottoman presence in the African continent better. The issue is questioned under two main points. Firstly, the common view, on that the Ottoman presence in Africa throughout the history is restricted to the North Africa, is challenged. The Ottoman port cities along the Red Sea shores, the provinces of Habesh and Hatt-ı istiva and the activities in the Swahili lands in East Africa prove that the Ottoman presence in the continent covered a larger geographical area than what we know today.
Beside the geographical boundaries of Afrikâ-yi ‘Osmânî, we can also present the mental boundaries of Afrikâ-yi ‘Osmânî into the study. In other words, the Ottoman Empire had also certain relations with the local emirates in Africa even if they were not geographically included into the Ottoman boundaries. Due to the social, cultural, and religious reasons, the Zanzibar Sultanate was included into the mental boundaries of Afrikâ-yi ‘Osmânî. Here I question the nature of the relations between the Ottoman Empire and the Zanzibar sultanate during the colonial period in late nineteenth century.
The Ottoman primary and archival sources have been utilized in the thesis. The term Afrikâ-yi ‘Osmânî is questioned under the light of the Ottoman sources. In this sense, it intends to contribute both to the World history writing and the Ottoman historiography."
reddedildi ve Afrika “tarihsiz” ilan edildi? Afrika toplumlarının çağlar boyunca yaşadığı zaferler, yenilgiler, dini inançlar, törenler vb. ile birbirine eklenerek oluşan kolektif hafızasının ürünleri olan bu eserler neden değersiz addedildi?
Bu yazı Nikolai Todorov’un kısa hayat hikayesini ve 1972 yılında Balkanskiiat grad ismiyle
yayınladıktan sonra 1983’te The Balkan City, 1400-1900 olarak İngilizceye çevrilen
ve Balkan şehir tarihçiliği alanında büyük önem taşıyan eserinin tanıtımını içermektedir.
Anahtar Kelimeler: Balkan Şehri, Osmanlı, Nikolai Todorov, Bulgaristan.
AFRİKA VE OSMANLI: "Ortak Geçmişin İzinde"
Belgeseli Osmanlı Devleti’nin Afrika kıtasındaki en uç temaslarını konu edinir. Hiçbir zaman Osmanlı Devleti’nin sınırları içerisinde yer almamış Afrika topraklarındaki izler takip edilir. Uzun yüzyıllar boyunca sömürgeci güçlerin birer fetihçi tavrıyla dolaştıkları bu coğrafyalara Osmanlı Devleti’nin yaklaşımının ne şekilde olduğunun cevabı aranır. Belgesel boyunca “Bir zaman makinemiz olsaydı ve bundan tam yüzyıl öncesinin Afrika’sına gidebilseydik, örneğin Doğu Afrika’daki Zengibar’da ya da Güney Afrika’da Ümit Burnu’nda kimlerle karşılaşırdık?” yaratıcı fikri ile hareket edilir. Yüz yıl önce bu coğrafyalarda kimler yaşardı? Afrikalılar dünyaya nasıl bakardı? Doğu’dan ve Batı’dan gelenler kimlerdi? Bu ziyaretçiler Afrika’ya ne getirdiler ve ülkelerine dönerken yanlarında neler götürdüler? Soruları ile Afrika tarihini oluşturan tüm unsurlar göz önünde bulundurularak, olabildiğince tarafsız bir Afrika imajı üzerinde durulur. Bu düşünceler çerçevesinde, Afrika’nın dünya tarihi ve medeniyetindeki yeri-etkileri, Osmanlı ve Afirkanın ortak tarihi ve sömürgeci güçlerin kıtada bıraktıkları izler -güncel Afrika çekimleri -yetkin tarihçilerle yapılan roportajlar -orjinal arşiv belgeleri ışığında titizlikle ele alınır. Özgün müzik, bilgisayar destekli grafik ve animasyon, profosyonel seslendirme ile “AFRİKA VE OSMANLI: ORTAK GEÇMİŞİN İZİNDE” Belgeseli 2014 yılından bu yana TRT'de İngilizce, Arapça ve Kürtçe kanallarında 7 bölüm olarak gösterilmektedir.
tarihçilerinin yolu bir şekilde Osmanlı Afrikası’na çıkabiliyor. Özellikle
imparatorluk tarihini küresel perspektiften ele almaya çalışan ve bu nedenle
de karmaşık ilişkiler ve sınır ötesi bağlantı ağları üzerinden iz süren
tarihçiler kendilerini çoklukla araştırma konularının başladığı coğrafyadan
başka bir yerde bulabiliyorlar. İmparatorluk içindeki yerel bir noktaya
odaklanmışken, bazı açılardan araştırmanın başka bir yerel ağın sınırlarına
girebilecek (translocal-transnational) bir nitelik kazanmış olması, aslında
son dönemlerde tarih yazıcılığı alanında özellikle tercih edilen bir yakla-
şım olarak karşımıza çıkıyor.
The European powers organized the Berlin Conference to legalize their attempts to “invade Africa” and to prevent possible conflicts among themselves. (1884-85) This conference, which was also attended by the Ottoman Empire, is considered the turning point of colonialism in African history. The Ottoman State’s participation in this conference brought with it multifaceted relations with the European Colonial states and local actors in the region.
In this context, it is important how the Ottoman Empire evaluated the first colonial activities of Europeans in East Africa after the Berlin Conference. Many documents have been found in the Ottoman archives regarding the German Settlement Society, which was the first colonial activity approved by the German Emperor Wilhelm I with the declaration. In my presentation, I will discuss how the Ottomans coped with these developments and how they perceived themselves in the new order emerging in East Africa. It is thought that this study will contribute to the literature on the neglected place of the Ottoman Empire in the inter-imperial conflict in 19th century Africa.
83 haticeugur@